Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

Liberal Alevi Sitesi
Hacı Bektaş Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy: Sünnileri taklit etmeye başladık PDF Yazdır E-posta
Salı, 07 Şubat 2012 15:10

Veliyettin Ulusoy hem dergahın Mustafa Kemal ile ilişkilerini; hem de Alevi-Bektaşi geleneklerini ve sorunlarını AKŞAM'la paylaştı:

- Bektaşilik ile Alevilik arasında fark var mı?

Aynı kabul ediyorum, etle tırnak gibi. İncelediğinizde de Alevilikte ve Bektaşiliğin özellikleri, ritüelleri ve ibadetlerinin birbirinden farksız olduğunu görürsünüz. - Alevilik nereden gelmektedir? İslam içi midir, dışı mıdır? Bir kere İslam dışı şeklinde yorumlamıyorum ben. Bizim inanışımız İslam'la iç içedir. Fakat bizim ibadet yerimiz cami değil, cemevleridir.

- Alevili-Bektaşilikte Kuran'ın yeri nedir peki?

Kuran'ın yeri hep vardır. Ama biz Kuran'ı öğrenmek için okuruz, tekrar hatırlatmak için değil. Allah bize 'öğrenelim ve uygulayalım' şeklinde onu gönderdi. Biz daha çok deyişler, duvazlar, gülbenkler şeklinde onu tercüme edip toplumumuza vermeye çalışıyoruz. Yoksa Kuran'ın yeri bizim inancımızda da yerini muhafaza eder ve saygı görür.

Devamını oku:

 
Alevi dedeleri, polise "Aleviliği" anlattı PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 19 Ocak 2012 19:51

Tunceli Emniyet Müdürlüğü, Hacı Bektaşı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Tunceli Cemevi ile birlikte düzenlediği "Alevi İnanç ve Kültürü" konulu seminerle personeli bilgilendirdi.

İl Kültür Müdürlüğü konferans salonunda düzenlenen "Alevi İnanç ve Kültürü" konulu seminere Vali Mustafa Taşkesen, Emniyet Müdürü Hayati Yılmaz, İl Müftüsü Hüseyin Yıldırım, Alevi dedeleri Ahmet Yurt, Eşref Doğan, Ahmet Uğurlu, Ali Rıza Uğurlu, Kadir Bulut ve Ali Ekber Yurt ile polis memurları ve eşleri katıldı. Seminerde konuşan Vali Mustafa Taşkesen, bu bölgede uzun yıllar çalıştığını, komşu il Elazığ'da kaymakamlık yaptığını buna rağmen yine de belli bir ön yargıyla şehre geldiğini söyledi. Tunceli'nin özellikle yıllardır süren terör hadiseleri nedeniyle yanlış tanındığını kaydeden Taşkesen, "O yanlışlığın, müdür beyin de çocuklukta aldığı ön yargılar ve birçoğumuzun hayatında yer edinen o ön yargılar, maalesef bizim de geçmişimizde sağdan soldan duyduğumuz sözler nedeniyle oluşmuştu" dedi.

http://www.cnnturk.com/2012/turkiye/01/19/alevi.dedeleri.polise.aleviligi.anlatti/645556.0/index.html

 
Alevilerin yeni anayasadan beklentisi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 19 Ocak 2012 19:45

Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi'nde "Anayasa'yı beklerken Aleviler" başlığıyla gerçekleştirilen 2. Büyük Alevi Kurultayı'nın açılışında konuşan Geçmez, Alevilerin acılarını dile getirerek kendilerini ifade edebildiklerini, bunu paylaşanların acılarını da kendi acıları olarak gördüklerini belirtti. Alevi derneklerinin yöneticileriyle Alevi dedelerinden oluşan bir heyetin 18 Ocak Çarşamba günü Uludere'ye taziye ziyaretinde bulunacağını hatırlatan Geçmez, "Uludere'de katledilen 34 can da bugün aramızdadır, bunu bilesiniz" diyerek konuşmasına başladı. Büyük Alevi Kurultayı'nı bütün Alevi derneklerini davet ederek gerçekleştirdiklerini söyleyen Geçmez, kurultayın yılda bir defa "Alevilerin sesi" olduğunu kaydetti. Yeni anayasa konusunda çalışmalar yaptıklarını kaydeden Geçmez, yapılan çalıştaylarda Alevilerin sorunları ve çözüm önerilerini içeren bir rapor sunduklarını ve hükümetin bu konuda atacağı adımları beklemeye başladıklarını ancak çalıştayların "Alevilere hakaret noktasına varan sözcüklerle dolu bir raporla sonuçlandığını" savundu. Geçmez, şöyle konuştu: "Biz Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın dediğimizde 'Dinden ne istiyorsunuz' diyenler, bununla yetinmiyorlar. Biz 'Zorunlu din dersleri zorunlu olmaktan çıksın' dediğimizde bununla da yetinmiyorlar. Herkesi Sünni ve Türk olmaya mahkum ediyorlar. Olmayacağız. Olmayacağız çünkü biz bu ülkenin Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Ermenisiyiz. Bir cümle 72 milletiz...

http://www.turkiyegazetesi.com.tr/haberdetay.aspx?NewsID=4636

 
Alevi açılımının geleceği PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 10 Aralık 2011 10:43

Dersim için devlet adına özür dileyen partinin bu aşamada Alevilerle daha sıcak temas kurmasını bekliyor insan. Ancak bu konuda partiden gelen açıklamalar ne yazık ki umut verici değil.

ŞENOL KALUÇ

Başbakan Erdoğan'ın Alevilerle birlikte 2009 Ocak ayında Muharrem iftarına katılarak fiilen başlattığı ve Alevilerin sorunlarını çözme vaadinde bulunan Alevi açılımı yine bir Muharrem vaktinde bu kez Başbakan Yardımcısı Bozdağ'ın açıklamaları ile tartışmaya açık olmayacak bir şekilde fiilen bitmiş görünüyor. Ve yapılan onca çalıştaya ve harcanan onca emeğe rağmen gelinen nokta en azından AK Parti açısından "Benim oğlum bina okur, döner döner bina okur" misali oldu. Geçmiş iki dönemde AK Parti Türkiye'de kimsenin hayal bile edemeyeceği adımlar atarak zihinlerdeki duvarları zorlamış, vesayetçi-statükocu düzenin temellerini sallamış, Kemalist ideolojinin deforme ettiği zihinleri sarsmışken, ustalık dönemindeki beklenti bu adımların artarak devam edeceği ve Türkiye'ye ayak bağı olan prangaların kırılacağı yönünde idi. Ve bu yönde "Dersim özrü" ile de büyük bir adım atılmıştı. AK PART'NİN HER ŞEY OLMA HALİ Dersim özrünün amasız bir şekilde kabulünün önemini düşünürken, maalesef Sayın Bozdağ'ın talihsiz açıklamaları bu özre mesafeli yaklaşan çevreleri haklı çıkarırcasına AK Parti'nin kendi kalesine attığı bir gol oldu. Uzun süredir demokrat çevrelerde oluşan, AK Parti'nin belini kırdığı vesayetçi -statükocu düzeni yeniden kendine göre reforme ederek kullanışlı hale getirmeye çalıştığı; demokratikleşme adımlarını kendi işine yaradığı sürece devam ettirdiği, yaramadığını düşündüğünde yüz üstü bırakabileceği kuşkusunu doğrulayıcı tavırların son örneğiydi bu açıklama. Ustalık döneminin bir özelliği olmalı, AK Parti'nin tüm siyasi rakiplerinin argümanlarını büyük bir ustalıkla kendi söylemine katması. Bazen MHP kadar "milliyetçi", BDP kadar "Kürt", CHP kadar "sosyal demokrat" oluyor. Bu eklektizme, son olarak, İhsan Dağı'nın "Kemalizm öldü, hepimiz Atatürkçüyüz" yazısında açıkça ortaya koyduğu gibi Atatürkçülüğü de ekledi. "Atatürkçülük yapılacaksa onun da en iyisini biz yaparız" tarzında sözler sarf etmeye başladı. Böyle bir terkibin sonunun nasıl olacağı ise gerçekten bir muamma. Atatürkçülük yaparken Kemalizm'in aydınlanmacı-pozitivist dünyasına teslim olmamak, bu tuzaktan kaçmak mümkün görünmüyor.

Devamını oku:

 
Sırrı faş ettik Hak aşkına PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 10 Aralık 2011 10:36

Şenol KALUÇ

Muharrem ayı İslam dünyasında özellikle Şia ve Aleviler açısından Ehl-i Beyt ve Kerbela ile özdeşleşmesi açısından ayrı bir öneme sahiptir. Bu nedenle Aleviler ve Şiiler için Muharrem ayı bir hüzün ve matem ayıdır. Peygamberler serveri Muhammed Mustafa hazretlerinin iki gözünün nuru Hasan ve Hüseyin hazretlerinden Hz. Hüseyin'in Kerbela çölünde hunharca katledilişinin acısı her yıl müminlerce hatırlanır ve onun aşkı ve muhabbeti için, Hak rızası için oruçlar tutulur ve aşureler kaynatılarak o acı ve elem verici olay her yıl tekrar tekrar hatırlanır. Hz. Hüseyin'in kıyamının tekrar hatırlandığı bu günlerde müminler Ehl-i Beyt'in ahlakı ve tutumunu içselleştirmeye çalışırken, zalimlere karşı mücadele azmi ile dolarlar. Bu matem günlerinde eski devirlerde Aleviler arasında Kerbela mersiyeleri ve özellikle büyük şair Fuzuli'nin "Hadikatüs-şühedası" büyük bir vecd ile okunurdu. Muharrem orucu süresince iftardan sonra da yeme ve içmeye dikkat edilir ve Kerbela şehitleri fakru zarureti hatırına az yenir, et yenmez ve hiçbir canlıya kıyılmaz ve su içilmez. Hz. Hüseyin şehit olduğu gün kaynatılan aşureler Hak rızası için dağıtılır ve Hüseyin aşkına gözyaşları dökülür. Yine oruç tamamlandığında Hz. Hüseyin aşkına kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılırdı. Matem günleri boyunca gülünmez ve eğlenceden uzak durulurdu. Allah'tan tutulan oruçların ve Hz. Hüseyin'in canı için kaynatılan aşurelerin kabulünü dilerken bu vesile ile Aleviliğin temel kavramlarından birini "üç sünnet, yedi farz" kavramını açıklamaya çalışacağım.

Sırrı faş etme Alevilikteki en büyük suçlardan birisidir. Bu nedenle sırrın ne olduğu çokça tartışılmıştır. Meseleye kafa yoranlar kendi müktesebat ve meşreplerince farklı cevaplar verir. Son yıllarda en revaçta olanı Aleviliğin İslam dışında daha eski bir inancın devamı olduğu ve sırrın Aleviliğin İslam dışılığı olduğu iddiasıdır. Bu çevrelere göre Aleviler yüzyıllardır Müslümanlar kendilerine dokunmasın diye lâfzen Müslüman görünmüş ve kendilerini İslam perdesi arkasında gizlemişlerdir. Güya sır budur! Peki, sır bu mudur? Elbette ki değil! Son asra kadar hiçbir Kızılbaş Pir'inin ve şairinin aklına böyle bir açıklama yapmak gelmemiştir. Zira sırdan kasıt ehl-i tarikin yol-edep-erkânını na-ehil kimselerden sakınmasıdır. Hak sohbetine layık olmayanlar ile muhabbetten kaçınmak avamdan el etek çekmek, evliya muhabbetinden ayrılmamaktır. Zira yukarıda bahsedilen tarzda bir sır olsa idi Kızılbaş sürekleri en güçlü oldukları dönemlerde örneğin Şah İsmail devrinde bu sır açık edilirdi.

Devamını oku:

 
Din ve vicdan özgürlüğü ve cemaatler PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Kasım 2011 10:14

Şenol KALUÇ

1924 yılından beri ülkemizde tarikatlar kanunen yasak ancak her hangi bir kısıtlama olmamasına rağmen fiiliyatta bu yasak Hanefilik dışındaki Sünni ve Şii mezhepler için de geçerli. Anayasanın 24. maddesi “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” ve 14. maddeye aykırı olmamak üzere demokratik ve laik düzene karşı bir fiil içinde bulunmadıkça “ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir” demesine rağmen Anayasanın 174. maddesi bu hakkı gaspetmektedir.

174. madde “Anayasanın hiçbir hükmü, ... aşağıda gösterilen inkılâp kanunlarının, Anayasanın halkoyu ile kabul edildiği tarihte yürürlükte bulunan hükümlerinin, Anayasaya aykırı olduğu şeklinde anlaşılamaz ve yorumlanamaz” diyerek inkılâp kanunlarını Anayasanın üstüne çıkarmakta ve böylece “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun”a dayanarak anayasanın vazettiği temel bir hak kadük hale getirilmektedir.

Kanun açıkça “Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayini tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdiile cezalandırılır.” diyerek Alevi, Sünni tasavvufi ekollerin ayinlerini yasaklayarak din ve vicdan hürriyetini Müslümanlar açısından açıkça ortadan kaldırmakta ve devlet kontrolündeki bir kurumun eline teslim etmektedir.

Dini devletten ne zaman ayıracağız?

Devamını oku:http://www.stargazete.com/acikgorus/din-ve-vicdan-ozgurlugu-ve-cemaatler-haber-396970.htm

 
PKK’nın ulvi amaçları PDF Yazdır E-posta
Cuma, 11 Kasım 2011 15:43

Berat ÖZİPEK

PKK’lı Karayılan’ın Taraf genel yayın yönetmeni Ahmet Altan’a gönderdiği mektuptaki bir kısım hak ettiği ilgiyi çekmedi.
“Katliamlarla yüz yüze kalmış bir halkın özgürlük savaşçıları ile kapitalist egemen ulus-devlet sisteminin baskıcı ordusuyla aynı kefeye konulmamız bize yapılmış bir haksızlıktır”.
Gerekçe, kendilerinin “ulvi amaçlar”a sahip olmasıydı.
“Bu hususta elde silahın veya başka bir şeyin olup olmaması değil, insanlık açısından ulvi amaçların bulunup bulunmadığına ve taşınan zihniyete bakılarak ölçü koymak daha doğru olacaktır” diye devam ediyordu Karayılan mektubuna.
Çok önemliydi bu sözler aslında. Çünkü bugün dökülen kanın, bayram günü cenaze evlerinden yükselen feryatların şifresi tam da bu zihniyette gizliydi.
***
Karayılan, “elde silah olup olmamasına değil, insanlık açısından ulvi amaçların bulunup bulunmadığına” bakmamızı istiyordu.
Kürtlerin gasp edilmiş bütün haklarının koşulsuz iadesini isteyen ama PKK’yı cinayet işlediği için kınayan bizleri de bu mantıkla suçluyorlar.

Ama yapacak bir şey yok.

Ben insanların da, örgütlerin de, devletlerin de, ulvi amaçlara sahip olup olmadıklarına değil, o ulvi amaçlara ulaşmak için kullandıkları yola bakarım. İnsanın hakkını ne adına ihlal ettiğine değil, ihlal edip etmediğine bakarım.
Hatta önce ona bakarım.

Devamını oku:http://www.stargazete.com/yazar/berat-ozipek/pkk-nin-ulvi-amaclari-haber-396203.htm

 
Alevilik bir din değil inanç sistemidir PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 02 Kasım 2011 17:49

Ankara 16. Asliye Hukuk, Aleviliğin Sufilik, Şafilik, Hanefilik gibi bir inanç sistemi olduğunu belirterek, Cemevi’nin ibadethane olduğunu kaydetti ve ‘Cemevi ibadethanedir’ diyen derneğin kapatılmasına gerek olmadığına hükmetti.

Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi, İçişleri Bakanlığı’nın tüzüğünde ‘Cemevleri ibadethanedir’ diyen Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’ne açtığı kapatma davasının ret kararının gerekçesinde ‘Cemevleri’nin Alevilerin ibadet yeri’ olduğunu kaydetti ve Aleviliğin bir inanç sistemi olduğunu belirtti.  Yargıç Yaşar Eren’in yazdığı gerekçeli kararda, daha önce İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, nüfus cüzdanındaki din hanesine ‘İslam’ yerine ‘Alevi’ yazılması için açılan davanın mahkemece reddedildiği ve bunun Yargıtayca onandığı belirtildi. Davacının, “din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiğini ve Aleviliğin, İslam’ın bir alt yorumu olmadığını” ileri sürerek AİHM’e dava açtığı kaydedilen gerekçede,davanın kabul edildiği anımsatıldı. Kişilerin, toplulukların ve zümrelerin din ve vicdan özgürlüğüne sahip oldukları belirtilen gerekçede, “Alevilik bir dindir diyemeyiz. Ancak kökeni yüzyıllar öncesine dayanan, Sufilik, Şafilik, Hanefilik, Bektaşilik vb. bir inanç sistemidir” dendi. Türkiye’de ve dünyada farklı grup, mezhep ve toplulukların cami ve mescitler dışında, kendi inanç ve düşünce sistemlerine göre ibadet yaptıkları, eylemlerini gerçekleştirdikleri cemaat, dergah gibi isimlendirilen yerler olduğu kaydedilen gerekçeli kararda, şu değerlendirmelere yer verildi:

Devamını oku:http://www.stargazete.com/politika/alevilik-bir-din-degil-inanc-sistemidir-haber-394300.htm

 
Dindarlar Kürtlerin ıstırabını hissedemedi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 15 Ekim 2011 10:08

Muhafazakar kesimin önde gelen isimlerinden Cemal Uşak'tan camianın Kürt sorununa bakışına sert eleştiriler...

Bu ülkede Alevilerin, Rumların, Ermenilerin, Kürtlerin, Yahudilerin mağduriyetleri var. Bunu kimse anlamasa bile dindarlığı hayatının merkezine alan kişilerin anlaması gerekir.

Açık Toplum Vakfı’nın çıkardığı Anadolu Vicdanı kitabında Kürt sorunuyla karşılaşma anınızdan bahsediyorsunuz. Ne zamandı?

-1974 yılında öğrenciydim. Nur camiası içinde ama şu günlerdeki ifadesiye Gülen Cemaati içinde değildim. Elbette ki Fethullah Gülen’e uzaktan kendimce derin sempati ve ilgi duyardım. İşte içinde bulunduğum camia o dönemde Kadıköy yakasındaki 4 öğrenci evine nezaret etmemi istemişti. Yani ağabeylik yapıyordum. Göztepe’de çoğunluğu Bingöl ve Urfalı olan 6-7 kişilik bir talebe grubu vardı. Bir gün gittim, Halim’le Mehmet nerede diye sordum. Mutfakta yemek hazırlıyorlarmış. Mutfağın kapısına yaklaştığımda resmi belgelere de giren haliyle “anlaşılmayan bir dil” duydum. Sonradan öğrendim ki Zazaca. Ben içeri girince panikle sustular ve “Abi özür dileriz yani, belki bir daha olmayacak, anamızın dilini özlemişiz de birkaç kelime konuşmuşuz yani” dediler. Sanki bir suçüstü haliydi yaşadıkları…
 
Cemevinde Allah'a sığınamaz mıyım? PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 05 Ekim 2011 16:22

Hepimiz Allah’ın yağmuru karşısında besmeleye sığınan Müslümanlarız bardaktan boşanırcasına inanıyoruz! Kulların nefis çamurundan diktiği efsanevi abidelere tapmaktan Allah’a tapmayı unutmuşuz.

Allah’a sığındığım her yer ibadethanedir!

Gündemin gıcır gıcır tartışması “ Cemevleri” İbadethane midir? Allah’ın varlığını ve birliğini düşündüğüm her yer Allah’ın evidir.
Hz. Ali’nin Zülfikarı Allah için kalktıysa alevi olanın da olmayanın da alnı Allah’ta birleşir. Bir çok Alevi dostum var hepsinin Allah’ı korkmadan sevmesini seviyorum. Kimi sema eder Yaradanın göğünden tutar kimi secde eder toprağın belini alnıyla kavrar. Hepimiz Allah’ın projesiyiz ki onun gündemindeyiz.
İbadet Allah’ı anma stilidir. Aramızda inanç farklılığı yok stil farklılığı var ki bırakın da kullarının samimiyetine rab karar versin. Hz. Hüseyin’in şehitliğine şahidiz ki Kerbela’yla dağlanmamış hiçbir yürek yoktur.

Hz. Ali’nin cesaretini adamlığını Rebezeye sürülen Ebuzer’e sahip çıkışını ister kıyam halinde kutsa ister ağlayarak yad et şahit olduğumuz tek birlik Allah’tır. Şimdi sen camide saf durup omzuna değen ibadetsever adamla nasıl haşr olacaksan Alevi kardeşlerimiz de öyle haşr olacak!

Hacı Bektaşi Veli’nin "kul tanrıya kırk makamda erer dost olur" dediği kamil olma sıfatlarını  anlayacağınız hakikat kapısının makamlarını ister cami de an ister Cemevlerinde! Alçak gönüllüğünün zirvesi Allah’tadır, Manayı bilmek ve Tanrısal sırra ulaşmak, Allah’ın her yarattığı karşısında kibirsiz eğilmek bütün bunların hepsine secde eden Alevi kardeşlerimizin ibadetlerini folklorik etkinlik olarak algılayıp evlerini ibadethaneden saymamak ahmaklıktır.

Devamını oku:http://www.haber7.com/haber/20111005/Cemevinde-Allaha-siginamaz-miyim.php

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 25
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials